Reklam
Bugun...


Tescilli Olduğu Ortaya Çıktı
Şeyh Ahmet Gülşehri Türbesinin tescilli kültür varlığı olduğu ortaya çıktı.

facebook-paylas
Tarih: 26-12-2020 10:08
Tescilli Olduğu Ortaya Çıktı

Şeyh Ahmet Gülşehri Türbesinin aslına uygun olarak restore edilmediği bilinirken, tescilli anıtsal kültür varlığı olduğu ortaya çıktı.
Kültür ve Turizm Bakanlığının Türkiye Kültür Portalı internet sitesinde kültür varlıklarının envanterini yayınladığı sayfasında Şeyh Ahmet Gülşehri Türbesi anıtsal kültür varlığı olarak tescillenmiş görünüyor. 20.12.1991 tarih ve 1201 sayılı kararıyla tescillenen yapının o dönemdeki orijinal hali ve tanımının da verildiği türbe bugün yerinde yok.
Türbe 1991 yılında tescillenirken ayrıntılı tanımında oldukça harap durumda olduğu ve içerisine su aldığı belirtiliyor. O yıldan sonra uzun müddet devam eden tahribat, 2010 yılı civarında bir vatandaşın gönlünün elvermeyerek türbeyi korumak gayesi ile cephelerin ve çatının dış yüzeyini betonla sıvaması ile güya durduruldu, ancak türbenin bu arada orijinalliği bozuldu. Akabinde 2013 yılının mart ayında dönemin belediye başkanı, oluşan bu çirkin beton görüntülü yapıyı yıkarak kabrin üzerine yeni bir bina yaptı. Böylece tescilli anıtsal kültür varlığı bilinçsiz bir şekilde yok edilirken restorasyon yerine alakasız bir rekonstrüksiyon meydana geldi.
Zaten Gülşehir'de çok az tescillenmiş kültür varlığı bulunurken, olanının da bilinçsizce ve bilinmeden ortadan kaldırılması ilçe için bir talihsizlik olsa gerek!
Şeyh Ahmet Gülşehri Kimdir?
 
Gülşehirli olduğu mahlasınca da anlaşılan ama Kırşehir'de uzun müddet yaşayan Şeyh Ahmet Gülşehri bazı kaynaklarda şu şekilde anlatılmaktadır:
 
1317’den sonra öldüğü bilinen Şeyh Ahmet Gülşehri’nin 1317’de kaleme aldığı Mantıku’t-tayr’daki bazı beyitlerden onun Kırşehir’de zaviye sahibi bir şeyh olduğu, müridinin çok ve kendisinin de bütün bölge halkınca tanındığı anlaşılmıştır.
 
Kırşehir’e ne zaman yerleştiği belli olmayan Şeyh Ahmet Gülşehri’yi, Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin ölümünden sonra Sultan Veled’in, Mevlevi tarikatını yaymak ve bir zaviye kurmak üzere Kırşehir’e göndermiş olması ihtimalinden söz edilirse de bu husus açıklık kazanmamıştır. 
 
Eserlerinden, Şeyh Ahmet Gülşehri’nin İslami ilimler yanında matematik, mantık ve felsefeye de vakıf olduğu anlaşılmaktadır. Birçok seyahat yaptığını, kendinden önce yaşamış ve kendi zamanındaki şairlerin şiirlerini okuduğunu söyleyen Gülşehri en çok Mevlana, Attar, Senai, Sadi ve Nizami’nin etkisinde kalmıştır. Özellikle Mevlana’dan çok etkilenmiş olması onun Mevlevi olabileceğini akla getirirse de gerek Mevlevi kaynaklarında gerekse silsilenamelerde bunu doğrulayan bir kayda rastlanmamaktadır.
 
Eserleri didaktik ve sufiyane bir mahiyet taşıdığı halde dilinin sade ve temiz, üslubunun itinalı ve canlı, nazmının ise devrine göre oldukça pürüzsüz oluşu, geniş bir tasavvuf kültürüne sahip olan Şeyh Ahmet Gülşehri’nin sanat kabiliyeti hakkında yeterli bir fikir vermektedir. Onun, Yunus Emre’den sonra zamanının duyguca kuvvetli olduğu kadar usta bir şairi olarak da çağdaşları arasında önemli bir yer tuttuğuna kuşku yoktur.
 
Gülşehri’nin eserleri eski Anadolu Türkçesi bakımından çok değerli olduğu gibi, tasavvufi açıdan da önemlidir. Eserlerini yer yer doğa tasvirleriyle süsleyen şair, Türkçe ile şiir yazılamayacağı düşüncesinin ağırlık kazandığı bir dönemde yazdığı Türkçe şiirlerle bunun aksini kanıtlamıştır. Türkçeyi ve aruz veznini iyi kullanan bir şair olan Gülşehri, Türkçenin ileri kültür dili haline gelmesi için giriştiği çabalarla bilinir.
 
Bilinen eserleri: Felekname, Mantıku’t-Tayr, Aruz Risalesi, Keramat-ı Ahi Evran, Kuduri Tercümesi.
 
Felekname: Farsça olarak yazılmış bir mesnevidir. Konu tasavvufidir. Kuran’dan ve Mevlana’nın Mesnevi’sinden yararlanılmıştır. İslam ve tasavvuf felsefesinin işlendiği eserde hayat ve ölüm üzerinde durulmuştur. Gülşehri bu eserini, o tarihlerde Anadolu’da hüküm süren İlhanlılardan Gazan Hana sunmuştur.
 
Mantıku’t-Tayr: Kuş dili anlamına gelen eser, Feridüddin Attar’ın Mantıku’t-Tayr adlı eserinin Türkçeye tercümesidir. Gülşehri, konunun ana çerçevesine sadık kalarak Attar’ın pek çok hikayesini kullanmamış, Kelile ve Dimne ile Kabusname’den hikayeler de almıştır. Eserde çeşitli türlerden kuşların Hüdhüd kuşunun başkanlığında, padişahları olan Simurg kuşunu aramaları anlatılır. Çeşitli maceralardan sonra kuşlar Simurg’a ulaşır. Sembolik olarak kuşlar insanları; Hüdhüd kuşu aklı; Simurg kuşu ise Allah’ı simgeler. Bu yönüyle eser, temsili yani alegorik bir özellik gösterir.
 
Aruz-ı Gülşehri (Aruz Risalesi): Farsça olarak kaleme alınan on altı varaklık bir risaledir. Eserde çeşitli aruz kalıplarının terkip ve teşkilinden bahsedilmekte ve bunlarla ilgili örneklere yer verilmektedir.
 
Keramat-ı Ahi Evran: 167 beyitlik Türkçe bir mesnevidir. Eserde Ahi Evran, cömertliğiyle tanınan Hatim et-Tai ile mukayese edilir. Daha önce Felekname’de ele aldığı bazı konuların genişletilmiş şekli olan bu mesnevinin 1301’den sonra yazıldığı tahmin edilmektedir.
 
Kuduri Tercümesi: Gülşehri, Mantıku’t-Tayr adlı eserinde Kuduri’yi nazmen çevirdiğini söylüyorsa da, bu eser henüz ele geçmemiştir. 
 
Ayrıca Gülşehri’nin üç şiirine Eğridirli Hacı Kemal’in Camiün-Nezair adlı nazire mecmuasında, bir şiirine Ömer bin Mezid’in Mecmuatün-Nezair’inde, iki gazeline Keramat-ı Ahi Evran’da, bir gazeline de Mantıku’t-Tayr’da yer verilmiştir.



Kaynak: https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/nevsehir/kulturenvanteri/seyh-ahmed-gulsehr-turbes

Bu haber 605 defa okunmuştur.

Gülşehir Nöbetçi Eczaneleri
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
VİDEO GALERİ
YUKARI