Bugun...
Cumhuriyeti İdrak Edememek


Mustafa Boncukcu HAKÇA
 
 

facebook-paylas
Tarih: 11-02-2015 00:38

Bazı gruplar ve mihraklar tarafından TC kısaltması ifade edilerek güya küçümsenmeye çalışılan Türkiye Cumhuriyeti bilmelisiniz ki yüzyılların projesidir.

29 Ekim 1923’te Büyük Millet Meclisi tarafından Cumhuriyet rejiminin kabul edilmesiyle Türk toplumu, daha önce hiç yaşamadığı bir yaşam biçimine adım atmış oldu. Aslında teokratik ve monarşik bir karışımla yönetildiği Saltanat düzeni birçok bakımdan gevşemiş, Osmanlı devletinin ekonomik olarak zayıflaması ve hatta maliyesinin çökmesiyle Batı devletlerinin ekonomik, askeri ve siyasi baskısı, devletin idari sisteminin değişimine zemin hazırlamış ve bu yönde birkaç adım atılmasına da neden olmuştu. Ancak köklü bir reform, ne yazık ki Osmanlı devletinin yıkılmasına kadar yapılamamıştı. Orta Çağdan gelen ve o zamanın toplum yapısına göre şekillenen kurallar bütünü ve devlet anlayışıyla yönetilen Osmanlı devleti, kendisini çağın gereklerine göre yenileyememesinden dolayı kaçınılmaz sona erişiyordu.

Osmanlı 19. yüzyıla hasta adam olarak girerken, Avrupa devletleri, yaşadıkları Rönesans devrinin her alandaki hasatlarını birer birer elde etmeye başlamış ve bunun akabinde sanayi, iktisadi ve askeri bakımdan üstün ve parlak bir dönemde bulunuyorlardı. Osmanlı hanedanı ise devletin itibarını, halkın ekmeğinden kıstığı vergilerle ve dışarıdan aldığı borçlarla inşa ettirdiği gösterişli saraylarla sağlamaya çalışıyordu. Tabii ki üretime dayanmayan, borca bağlı bu sahte ve sanal zenginliğin parıltısı çabucak matlaştı ve cilası maruz kaldığı kriz ve savaşlarla hemen döküldü.

Zaten yeni kurulan Büyük Millet Meclisi hükümetinin rejim değişikliğini istemesinin nedenlerinden biri de halkın yoksulluğunun aksine yöneticilerin lüks ve şatafat düşkünlüğü içerisinde yaşamalarıydı.

Bir Osmanlı subayı olarak yetişmiş olan Mustafa Kemal Atatürk, Rönesans dinamizmini yaşamamış fakat onun esintilerinden başaklar gibi etkilenen toplumu, yeni kurulan bir düzende değirmende işler gibi işleyip muasır devletlerin medeniyetine kavuşturmak maksadıyla, Avrupa’nın 400 yılda büyük bedeller ödeyerek geldiği seviyeye hızlandırılmış bir biçimde getirmek istiyordu. O, İstiklal savaşıyla emperyal devletlerden zor şartlar altında kurtarılabilen topraklar üzerinde yeni bir devlet ve yeni bir sistem kurarken, aynı zamanda ülkede yeni bir toplum anlayışı meydana getirmeyi düşündü. Yani, işin doğrusu Türk Rönesansını gerçekleştirmeyi amaçlıyordu.

Osmanlı döneminin ümmet ve saltanata kulluk zihniyeti yerine, Cumhuriyetin sunduğu birey ve vatandaşlık hakkı, ilanında irade sahibi olan Atatürk’ün en büyük yeniliklerindendir. İnsan hakları kavramını dünyaya hediye eden ülkeler,  o hakların kazanılmasında çok kanlı ve sıkıntılı süreçler yaşamışlardır. Ancak 3. dünya ülkeleri, bu insan hakları kazanımını belki de kucaklarında bulmalarından olsa gerek, kıymetini takdir edememişlerdir. Biz Türk toplumu olarak, oldukça erken bir dönemde bu haklarla tanışmamızı elbette Mustafa Kemal Atatürk’e borçluyuz.

Erken kalkıp uzunca bir yol aldığımız halde geldiğimiz noktada, masaldakine benzer bir durumla karşı karşıya sayılırız: “Az gittik, uz gittik! Dere tepe düz gittik! Bir de ardımıza baktık ki bir arpa boyu yol gitmişiz.”  91 yıllık tecrübede, bizim hala Orta Çağ kalıntısı köhnemiş zihniyet yapısı ve fikirleri aşmamıza yetmemiş olduğu gerçeği yüzümüze çarpmaktadır.

Bundan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz: Bir insanın bile yetişmesi yılları alırken, bir toplumun olgunlaşması yüzyılları bulur! Yaşanılacak acı ve tatlı tecrübeler topluma ancak yön verebilir. Ne var ki tarih tekerrür etmeden, geçmişten ders çıkararak ve ibret alarak geleceğimizi kurabilsek, hem Amerika iki kez keşfedilmemiş olur, hem de toplum olarak mutlu sona daha çabuk ulaşabiliriz.

Bunun için elbette Cumhuriyeti idrak etmek gerekiyor. İnsan bir şeyin değerini kaybedince anlarmış. Cumhuriyeti kaybetmemek için kazanımlarını tekrar tekrar hatırlamakta fayda var. Nisyan ile malul olduğumuzdan dolayı naçizane tavsiyem, bol bol okuyalım. Bilhassa yakın tarihimizi, büyük insanın Nutkundan yeniden öğrenelim.

Bazılarınca olumsuz anlamda söylenen ve hatta bazı kurum ve kuruluşların adının başından çıkarılan TC’nin ne şartlarda nasıl kurulduğunu ve nereden nereye geldiğini tekrar tekrar okuyarak yaşayalım.

O zaman kesinlikle Cumhuriyeti idrak edebiliriz.



Bu yazı 12767 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI