Reklam
Bugun...
İhsan Can Eti Kıytaloğlu'nun Annesi Zeynünnisa


Mustafa Boncukcu HAKÇA
 
 

facebook-paylas
Tarih: 02-10-2020 10:51
İhsan Can Eti Kıytaloğlu'nun Gülşehirliler Kültür Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği bülteninde yayınlanan yazısını tekrar burada okumanıza sunalım.
 
"Zekiye Hanım, Gülşehir'in eski Kütlü Mahallesindeki evlerinde doğmuş, peri yüzlü ve melek huylu bir kızdır. Babası, memleketin köklü ve seçkin ailelerinden Köyağasızade Sarı Mehmet ve annesi yine köklü ailelerden eski Belediye Reisi Hafız ve Tekel Müdürü Mustafa beylerin halası, yani Hacı Ahmet Ağanın kız kardeşi Dudu Hatun'dur.
 
Zekiye'nin doğumu, 1889'dur. Zekiye'nin daha okuldayken de şiirler yazdığını, bazı yazılarının tarihinden anlıyoruz. Okulunu ve 13 yaşını bitirdikten sonra kendi akrabalarından ve Zekiye'nin ona "amuca" dediği, Zekiye'den 17 yaş daha büyük ve kıza delicesine aşık ünlü Kıytaloğlu ailesinin biricik oğlu cerrah Derviş Beyle evlendirilmiştir. 
 
Derviş Bey, o sıralarda sürgündedir. Tıbbiye'de Abdülhamit aleyhine çalışan İttihatçılar grubuna dahil olup bir toplantıda süç üstü yakalanarak sürgün edilmiştir. Fakat saray veterineri olan eniştesi Haznedaroğlu Osman Paşanın yardımıyla Balıkesir'dedir. Zaman zaman kaçıp Gülşehir'e gelmesine de yine Osman Paşanın hatırı için göz yumulmaktadır. Fakat ne kadar himaye görse de çılgınca sevdiği güzel eşinden ayrıdır. 
 
Zekiye ise, bu ıstıraplı hayatı yazılarında dile getirerek avunmaktadır. Zekiye Hanım yazılarında Zeyn veya Zeynünnisa takma adını kullanmaktadır. O, umduğu ve fazlasıyla layık olduğu mutluluğa kavuşamamış, 1919'da Mucur'da bulunduğu sırada tüberkülozdan ölmüştür.
 
Bunun üzerine bütün ümidi yıkılan Derviş Bey, hayata küsmüş olarak Gülşehir'e gelmiş, sevgili eşinden iki sene sonra da Gülşehir'de ölmüştür.
 
Böyle arka arkaya annesiz ve babasız kalan yarım düzine çocuk, Genel Meclis üyesi Halil Bey ve Belediye Reisi Hafız Bey gibi varlıklı akrabalarının umursamazlığı karşısında ortada kalmışlar, bu feci durumda, orta halli birkaç akraba çocukları, rahmetli Derviş Beyin evinin her türlü eşya ve erzakını da paylaşmışlardır. Paylaşılanlar arasında, düzinelerle gayrimenkulün tapularından başka, Derviş Beyin yazdığı tıbbi kitaplar, yarattığı Türk Sanat Müziği beste notaları, Zekiye Hanımın şiir defter ve kitapları, hatta bazı aile senet, ferman ve fotoğrafları da vardır. Bunlar bir daha ortaya çıkmamış, kaybolmuştur. 
 
Zekiye Hanımın burada göreceğiniz şiirleri büyük kızının sandığında, kağıtlara sarılı olarak saklanan Zekiye'nin altın saçlarını muhafaza eden kağıtlardan aynen, oğlu İ. Can Eti tarafından 1927 senesinde tesadüfen görülüp, kopya edilmiştir.
 
Böylece tanıdığımız şairin şiirlerini buraya yazmaya sıra gelmiş oluyor. Bu vesileyle Zekiye (Zeyn) Hanıma Tanrı'dan rahmet niyaz eder, akrabalar elinde kaybolan şiir, nota ve kitapların da Allah rızası için ortaya çıkarılmasını rica ederim.
 
Zekiye Hanımın şiirlerini, kendi el yazısıyla şiirlerine yazdığı tarih sırasıyla buraya aktaracağım. Önce şu 1899'da yani 10 yaşında bir öğrenci iken yazdığı şiire bakalım. Burada kullandığı bazı terimler, onun bu yaşında bile bazı bilgi birikimlerine sahip olduğunu gösterir. Fakat çağın çok dikkat ettiği hece ve uyaklar güzel, afitap, füsunkar gibi sözler, Fidyas, Midas gibi tarihi kişiler o yaş ve okul seviyesinde herkesin bileceği terimler değildir."
 
"Baş Meleksin
 
Afitaba benzer, güneş misali,
Işıklar saçıyor o gül yüzlerin...
Nasıl sanılmasın aşkın timsali
O nazla süzülen ahu gözlerin
 
Yumuşak saçların ipeğe benzer,
Füsunkar sözlerin gönüller üzer,
Bakışların sevda ufkunda gezer,
Etrafını almış bir güzel hale...
 
Gülünce yüzünde al güller açar,
Nazla salınışın işveler saçar,
Ay Sultan yüzünü kıskanır, kaçar,
Aşkına düşenler ederler nale...
 
Ah, olabilseydim bir yeni Fidyas,
Heykelin olurdu som altın, elmas...
Önünde secdeye kapanır her nas,
Varlıklar karşında dönerdi lal'e...
 
Bir Midas olaydım emrinde eğer,
Sana incilerden serenat dizer,
"İrem bahçesine baş meleksin" der,
Tahtlar bağışlardım böyle hayale...
 
Arzum, gül yüzünü her zaman görmek,
Emelim, ömrümü yoluna sermek,
Ahdim, son nefesi dizinde vermek,
Kimseler olamaz mani bu hale...
 
1315 (1899) Teşrinisani"
 
İşte bir realist güzel parça daha:
 
"Gönlüm
 
Çılgınca bir sevdadan
Bin derde yandı gönlüm,
Ve bir tatlı rüyadan
Henüz uyandı gönlüm.
 
Sevda -ki bir masaldı,-
Şimdi uzakta kaldı,
Hicran ile bunaldı,
Yıllarca yandı gönlüm.
 
Her hüsne koştu durdu,
Israrla coştu durdu,
Arzuları kudurdu,
Sevdaya kandı gönlüm.
 
Varken visale imkan,
Bilmezdi derd-ü hicran,
Her türlü maceradan
Artık usandı gönlüm.
 
Heyhat, o bir hevesti,
Aldanmamız abesti,
Bilmem ki nerden esti?
Maziyi andı gönlüm.
 
1315 (1899) - Zeyn"
 
Bundan dört sene sonra yazdığı altındaki tarihten anlaşılan şu aruz ölçüsüyle yazılmış "Başka Başka" şiiri, imalesiz, zihafsız, bir üstad elinden çıkmış gibidir. Her satır ayrı bir ahenk bütünlüğü göstermekte ve tamamı bir bütünlük içindedir.
 
"Başka Başka
 
Öyle bir derde tutuldum ki cicim,
Yanıyor ateş-i firkatle içim.
 
Sönüyor didelerim sanki her an,
Olmuyor derdime asla derman!
 
Ben bu hislerle bunaldım durdum,
Aleme çare-i aşkı sordum,
 
Dediler: "-Yok, ona derman olmaz,
Sevginin kahrına payan olmaz!
 
Fariğ ol, düşme sakın aşk peşine,
Serpilir, bil ki su baht ateşine.
 
Yorulursun ve olursun pişman.
Sana hicran kalır ancak, hicran..."
 
Dinledim herkesi, başka başka,
Kimi dosttur, kimi düşman aşka...
 
Zeyn, bu şartlarda hayale daldı,
Ve nihayet ona hicran kaldı!..
 
Arapsun 1322 (1906) Zeynünnisa"
 
Zekiye Hanımın bu şiirde Türkçeden biraz uzaklaştığını görüyoruz. Mesela, (Yanıyor ateş-i firkatle içim) diyor ve sonra da, (Sönüyor didelerim...) diyor ki, (Sönüyor gözlerimin nuru...) diyebilirdi. Demek ki hiçbir rötuş olmadan, kalemden çıktığı gibi kalmış. Amma, aynı tarihi taşıyan "Ayrılık"ta, bu ihmali görmüyoruz. Bu şiiri Derviş Beyin menfası değiştiği, Balıkesir'den Çorum'a gittiği zaman yazmış olmalı. 
 
"Ayrılık
 
Bir başka diyara gitti sevgilim,
Ayrılık yüzünden yüreğim ağlar!
Bir zamandır ben kendimde değilim,
Ruhumda elemin selleri çağlar!
 
Bir vakit neşeyle coşardı gönül,
Bahar gelip geçti, açmadı bir gül!
Gönlümle birlikte matemde bülbül,
Sanki viranedir gezdiğim bağlar!
 
Bir zaman başımda uçardı Hüma,
Yoluma ışıklar saçardı sema...
Ömür bir rüyaya bağlı muamma,
Bir hatıra artık o eski çağlar!
 
Geçmişi hasretle anarım candan,
Bilirim kurtuluş yok bu hicrandan,
Ben şifa umdukça akan zamandan,
Kalbimi firkatin ateşi dağlar!
 
Zeyn! Senin gönlünde dumanlar tüter,
Saray harap olmuş, baykuşlar öter,
Bu hasret bir ömür boyunca yeter,
Erisin ahınla şu sıra dağlar!..
 
1322 (1906) Zeynünnisa"
 
Zeyn'in kaderi, hasret ve firkatle yoğrulmuştur. Sevgili eşi zaman zaman menfasından kaçıp gelse de, kısa bir süre sonra geldiği yere dönmek zorundadır. Zeyn'i bulunduğu yere aldırmak da türlü sakıncalar taşır. Şairin hassas, genç ve hasret dolu yüreği acı çığlıklar atmaz da ne yapar? Hicran türküleri yazmaz da ne yazar? İşte bir şiiri daha! Acılı, feryatlı, şikayet dolu dizeler:
 
"Saramaz oldum
 
Batarken ufukta akşam güneşi,
Yuvaya dönerken her kuşun eşi,
Kalbimde tutuşur firkat ateşi,
Ben bu diyarlarda kalamaz oldum.
 
Bıkıp usanmışım hicran elinden,
Bu sonu gelmeyen hüsran elinden,
Haber alıyorken Sudan ilinden,
Üç gün uzağımdan alamaz oldum.
 
Beklerim yolunu yollarda her an,
Uzayıp yıl olur bir anlık zaman.
Niçin bulunmuyor derdime derman?
Söyleyin, bu dertle duramaz oldum.
 
Yarin hasretinden aldım haberi,
Kesti ümidimi elem teberi...
O hale koydu ki ben derbederi,
Oturup yaramı saramaz oldum.
 
Zeyn! Artık yetişir bu elem, keder,
Dünyanın işleri hep böyle gider...
Sabreyle, hasretin yakında biter.
Lakin ben bu düşü yoramaz oldum.
 
Arapsun - 24.9.1324 (1908)"
 
Zekiye okul yaşlarına gelince, Arapsun Mektebi-i İptidaisine (Gülşehir Kızlar İlkokulu) verilmiş, ilk öğrenimini orada yapmış ve bazı şiirlerinde aruz ölçüsünü başarıyla kullandığına bakarak kesinlikle diyebiliriz ki bazı edebiyat ustalarından  da okul dışı dersler almıştır. Amma bu ustalar kimdir, bilemiyoruz.
 
"Var, Yeter
 
Elemler içinde kaldıysa gönlüm,
Ruhumda yükselen feryat var, yeter...
Bülbülden buseler aldıysa gülüm,
Onu dağıtacak bir bad var, yeter...
 
Izdırapla coşup çağlasam her an,
İşim gücüm olsa her lahza figan,
Esse de serimde sarsar-ı hicran,
Gönlümde bir şeref-abad var, yeter...
 
Aşk ile ne denli edilse feryat,
O kadar şad olur peri-i hayat...
Cihan bezm-i cemde çalkanır fakat,
Yine de binlerce naşad var... Yeter!
 
Ömrümüz fakirdir, gönlümüz zengin,
Aşinası olduk her türlü rengin...
Öldü sanılmasın Ferhat'la Şirin,
Her devirde Şirin, Ferhat var, yeter!..
 
Muhabbet dedikçe artıyor derdim,
Hicran diye diye hicrana erdim...
Bu gam aleminden çoktan giderdim,
Dilimden düşmeyen bir ad var... Yeter...
Bir sadık yar, birkaç evlat var... Yeter!..
 
Mucur - 1324 (1908) - Zeynünnisa"
 
Bu şiirde adeta kendisini anlatmış gibidir:
 
"Sevgili
 
Sevgilim, bi'tanem, sen ne güzelsin!
O ahu bakışın meleklerde yok...
Sen fitne-i ebet, hüsn-ü ezelsin...
Bir başka benzerin feleklerde yok.
 
Gülüşün zariftir, duruşun fettan,
Cemaline, seni her gören hayran...
Böyle öğüldükçe gururlanmandan
Gül yüzün benziyor bir lalezara...
 
Elbet bu cihanda güzeller çoktur,
Her biri bir kalbe zehirli oktur.
Lakin sana benzer bir güzel yoktur.
Zeyn kurban olsun sen gibi yare...
 
1328 (1912) - Zeynünnisa"
 
Akşam Sesleri'ni sürüp gitmekte olan 1. Dünya Savaşı için yazmıştır. 
 
"Akşam Sesleri
 
Akşam. Yine ölgün, yine solgun,
Kalbim yine hicran ile dolgun.
Düştüm acı bir ye'se derinden,
Geçtim de hayal ülkelerinden.
Yurdum, senin aşkınla uyandım...
Yandım, acı hisler ile yandım.
 
Bir ses bütün afakı gezindi,
Seller gibi enginlere indi...
Her yer kara... Lakin al ufuklar...
Siz, ey hareketsiz, lal ufuklar...
Sizlerle mi çevrildi muhitim?
Ey bir sıra zincir gibi dağlar,
Ey bir dizi gam mevkibi dağlar,
Kalbimdeki alame sebep kim?..
Mazi, kara bir sed ile mestur,
Atide ne bir lem'a, ne bir nur...
Hal, her ikisinden de karanlık...
 
Bir ses bütün afakı gezindi,
Seller gibi enginlere indi...
Aksetti davul sesleri: Dan-dan!
Bir nevha ki ta kalb-i vatandan,
Gelmiş bizi iykaza bu feryat.
Yardım diliyor, istiyor imdat!
Yer-yer tutuşan kanlı ufuklar,
Tarihler için haile saklar!..
 
Mucur - 1331 (1915)"
 
"Usandım
 
Ayrı düştüm vatanımdan, ilimden,
Diyar-ı gurbeti gezdim, usandım...
Yurdumun adı hiç düşmez dilimden,
Bu hicran elinden bezdim, usandım.
 
Gönül bahçesinde bülbül ötmüyor,
Baharlar geçiyor, gonca bitmiyor...
Ne yapsam faydasız, gamım gitmiyor,
Elem destanını yazdım, usandım...
 
Her gün eyliyorum zarı, figanı,
Kara görür oldum pembe cihanı,
Gayri güldür Felek, Zeyn Sultanı,
Zavallı gönlümü üzdüm, usandım...
 
Mucur - 1333 (1917) Zeyn"
 
Yazan: İhsan Can Eti (Kıytaloğlu)
Kaynak: Gülşehirliler Kültür, Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Bülteni 
Sayı: 9, 10, 11 
Tarih: Ağustos, Eylül, Ekim 1999


Bu yazı 210 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI